Ayın Yazarı

Ayın Yazarı

Ülkü Burhan
Biyografi
 
 

Afyon’da dünyaya geldi. Savaştepe Öğretmen Lisesinde orta ve lise tahsilini tamamladı. On Dokuz Mayıs Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Edebiyat öğretmeni. Bazı gazetelerde kültür sanat sayfası hazırladı. Ege köylerinde gelenek - görenekler üzerine bir tez hazırladı. Milliyet blogda ülke ve kitap tanıtımları yaptı. Kitapbiti’nde haftalık yazılar yazdı. Edebiyatist Dergisinin genel yayın yönetmenliğini yapıyor.

İlk kitabı ZİLLET ’te aile içi tacizi romanlaştırdı. İkinci kitabı KALBİM SANA EMANET’te ise 1950 lerin İzmir’inde bir aşk ve başarı hikâyesini yazdı. Her iki kitabında da kadının gücüne vurguyu seçti. Son kitabı KALSANA DEDİ BANA’da şairlerin mısralarının izini sürdü. Şiirlere konu olan aşkları bir kurguyla günümüze taşıdı. İzmir’de yaşıyor. İlker Meral ile evli ve Ezel Arda’nın annesi…

Yazarımızdan Okuyucularına

" Aşk dediğin sırra gebedir. Yeni romanımın ATATÜRK' ün kalbine değmiş bir çift göze dair mekanı elbette İzmir. İzmir ki toprağı da suyu da sır... Yani AŞK...". Yakın bir gelecekte kitap evlerinde.

Ülkü BURHAN

Yazarın kaleminden bir şair Ahmet ERHAN

“BEN DÜNYANIN YİTİĞİ YAŞAMIN ÜVEYOĞLUYUM”*

Onun sözcükleri yüreğinde demlenmeden akmadı kaleminden. Başına ne geldiyse, yüreğine çarpan neyse onu anlattı. Dünyanın derdine dertlendi, “Alacakaranlıkta” gördüğü ülkesine yandı,

“Nicedir akşam,kara bir kefen gibi geriliyor

Bu acılı, bu yoksul ülkemin üstüne…” dedi.

İnsana, insanlığa dokunan her ne varsa gönlünün sancısı saydı. Yalnızlığı, ölümü on ömür yaşamış da sırrına ermiş gibi anlattı. Tez fark edildi şiirleri. Ödüller arka arkaya geldi.

Alacakaranlıktaki Ülke şiiriyle Behçet Necatigil Şiir Ödülü nü kazandı. Şiirleriyle Cemal Süreya Şiir Ödülü, Halil Kocagöz Şiir Ödülü, Yunus Nadi Şiir Ödülü, Behçet Aysan Şiir Ödüllü’nü alan şair son olarak “Sahibinden Satılık” adlı şiiriyle 2008 yılında Melih Cevdet Anday Şiir Ödülü ‘nü aldı.

***

1958 Şubatında, Ankara’nın o kuru ayazında, dört kardeşinin sesine eklendi sesi. Mersin, Adana, Ankara derken nereye ait olduğunu o da kestiremedi. Eli kalem tuttuğunda anladı ki bu topraklara aitti işte, plakanın önemi yoktu. Her neredeyse orası gurbet, uzaktan baktığı yerler sıla oldu ona. Yine annesine seslenen mısralarında öyle diyordu,

“Anne ben mi yoruldum

Yoksa dünya mı duruldu?

Yüreğim kaldı gurbette”

Belki o da yaşıtları gibi gündüzleri okumayı isterdi, ekmek derdine küçük yaşta düşmek olmasaydı. On sekizinde baba yokluğunu tattı. Hassas yüreğinin duvarları daha da inceldi. Sonra Türk Dili Ve Edebiyatı okudu. Adanaspor’da oynarken kırdığı kaval kemiğine minnet duymalı. Futbola veda etmeseydi kalemle buluşur muydu? Bilinmez. Ölüm ve yaşam arasındaki gelgitlerinde ölüm galipti.

“Anne niye doğurdun anne beni?” diye sitem yollarken anasına, başka bir şiirinde arada kalmışlığından dem vuracaktı,

“Bir yüzüm ayrılığa, bir yüzüm hayata dönük

Bugün de ölmedim anne”

Hem hayata hem ayrılığa dönük olan yüzü, başındaki karabuluttan kurtulduğunda da ondan beklenmeyen bir coşkuya akacaktı mürekkebi;

“Yaşamak, seni seviyorum

Demenin başka türlüsü…”

Ahmet Erhan “…Sevincin anlatılamayan bir yanı da varmış…” dediğinde, kaleminin duygularına yetişemediğinden dert yandığını da sevinci pek tanımadığını da düşünebiliriz. Ölüm sözcüğü sayfalarını sararken,

“Ellerim de susabilir, bir gün gelir de

Ölümüm belki de kendi elimden olur.

Bir şiir yarım kalır, turuncu bir güz günü bölünür

Bir şeyler hep tamamlanmamış olarak durur.”

Kendince mutluluğun tarifini yaptığını görmek mümkün… Onun mutluluk anlayışı asla bireysel değildir;

“… Bütün mayınları, bütün dikenli telleri

Ayıkladım sınırlardan

Ve bir tek zorba çıkamadı önüme.

Bu dünyada acı çeken tek bir insan yoktur,

Diyebildiğim zaman

İşte o zaman ölebilirim.

Toprağımda bir çığlık olur da büyür

Yaşama sevincim…”

***

Ahmet Erhan okurken Orhan Veli’nin aklıma gelmesi boşuna değildir. Her ikisi de “garip” sözcüğünün karşılığını verirler. Yazdıklarında, yaşadıklarında benzer noktalar vardır. Hayatın içindendir yazdıkları her ne kadar kendileri dışarıdan seyretseler de… “Bir işçinin elinde ekmekle evine döndüğü yerde…” mutluluk duymayı bildiler. Ölüme kardeş yaşayıp, yalnızlıklarına tutunmak zorunda kaldılar. Orhan Veli değil miydi Aşk Resmigeçiti’nde son mısralara en sevdiği muteberin özelliğini sıralayan

“Hür olsak der,

Eşit olsak der.

İnsanları sevmesini bilir

Yaşamayı sevdiği kadar. “

Şairsen ve insan yarasına meylediyorsan buna şaşılmaz. Bu yönde ortak olmaları doğal… Ama bir yönleri daha var ki ilginç. Her ikisi de at yarışlarına düşkün ve kaybeden taraftalar daima. Orhan Veli’nin mektuplarında tahminlerine, Nahit’ine önerilerine rastlıyoruz bu konuda. Ahmet Erhan’ın “Şehirde Bir Yılkı Atı” olmasını bu mevzudan uzak tutuyorum tabii.

***

Akdeniz’e aşinalığından olsa gerek birçok şiirinde “portakal çiçeği” imgesi yer alır. “Turuncu” renk sarar mısralarını (İki cilde toplanan şiirlerinin kapak renginin turuncu olması sanırım tesadüf değildir);

“Akdeniz’in mavisini, turuncusunu anlatmak isterdim

Oysa hep ölümü anlattım, hemen bütün şiirlerimde.”

Kendini Akdeniz’e ait görmesi çocukluğuna gençliğine gittiği günlere hastır.

“Buradayım şimdi

Beni arayan olursa

Adresi mutluluk.

Ülkesi Akdeniz’dir deyin.” Demişse de ruhu bu ülkeye aitti;

“Sevgili yurdum, dağlar, denizler, ovalar

Biraz da kendine sakla kendini

Başımda güneş, ayaklarımda kar

Bağlar gazeli

Bağlar gazeli

Uzat artık bana şu güzel coğrafyanın ellerini…”

Adını dilinden düşürmediği ölüm onu 2013 yılında gırtlağında dert olup buldu. Ona sormak imkânı olsa sanki mutlu olduğunu söyleyecek gibi gelir bana… Sivas’ta dostlarıyla yanan yüreği onlara kavuşunca derin bir nefes almıştır. Ahmed Arif’in oğlu Filinta Önal, ona çok yakışacak bir mezar yaptı. Akdeniz taşından, yelkenleri toplanmış, varacağı yere ulaşmış bir sandal tasarladı. Üzerine de Ülkesi Akdeniz yazıldı.

Elli beş yaşında ardında onca şiirle gitti. Dediği gibi oldu aslında,

“Kalırsa bir soru kalır benden

Bir de üç beş şiir iyi kötü…”

*(Başlık) Sonu / Ahmet Erhan -1980-1982